Tuesday, October 10, 2006

ALIŞKANIK BELASI....

İnsanın çevresindekilere olan ünsiyetinin gelişmesi, hadiselerin iç yüzüne olan vukufiyetinin derinleşmesi, yerine tekrar konması çok zor bazı refleksleri meleke olmaktan çıkartıyor. Hayret edebilme melekesi bunların başında gelir ve Korku, Tiksinti gibi hayatı koruyan reflekslerimizde bu cümledendir. Saatte 260 Km süratle gidebilen bir arabanın durması için gerekli freni ufacık bir tel parçasının tuttuğunu gördüğümde ne kadar irkildiğimi anlatamam. Şimdi aynı aracı sanki o irkilen ben değilmişim gibi fütursuzca istimal eden ben değilmiyim ? Bu şimdiye kadar işleyegelmiş düzene önünü arkasını hiç düşünmeden itimad edebilme körlüğü nedendir ? Şehirde sayıları hergün artan ve nasıl isimlendirildiğini bilmediğim o büyük vinçlerin ta tepesine dengeleyici olarak konmuş tonlarca ağırlıktaki beton bloklarda bende aynı irkilmeye yol açar. "Bu ne ukalalık ne haddini bilmezlik" diye düşündüğüm çoktur. "Bir şekilde düşmeyeceğinin ne garantisi var ? ". Mühendis olmak korkmaya bu kadar mani bir şeymidir ? Hendesenin kalıplarını çizenler bize ne tür garantiler verebilirler ki biz bu direksiz dağ parçalarının altında ıslık çalarak dolanıyoruz ? Kafesin arkasında yavrusunu emziriyor diye kedi muamelesi yaptığımız hayvanın bir aslan olduğu ne zaman dank edecek kafamıza ?

Hans Peter Dürr "Ufo" epidemisinin en yaygın olduğu 70 li yıllarda yazdığı bir makale ile 'Hayret' in yitiminin ne büyük eksik olduğu konusunda kafama hiç beklemediğim bir tuğla düşürmüştür. Makalesini şu cümle ile bitiriyor Dürr : "Ve eğer bir gün Spiegel dergisinde, yahut televizyonda bir uzaylı ile yaplan ve ' Bize bu röpörtaj imkanını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz sayın uzaylı...' şeklinde biten bär röpörtaj görürsem o an büyü bozulur ". İşte o büyü bozuluyor...

0 Comments:

Post a Comment

<< Home