Sunday, April 08, 2007

Ask Üzerine

Derde olan meftunuiyet derman aramaya olan istiyakimizdanmidir acaba ? En icimi yakan dertlerin hep kendi talip oldugum müskilat oldugu beni siklikla hayrete düsüren bir hakikattir. Ask dedigin derde talip tarafimizin kendine en merhametsiz arzusu degilmidir ? Huzûru hayati atâlete süren bir dinginlikmi bildik , ki uykusuz geceler bu kerte aymazlikla matlubumuz olmus ? Bu mektepte sorular bitmez. Bazen sormakta müskil bir ameliyedir. Fakat sormakta ask gibidir. En mukabelesiz deminde en ziyade derinlesen, nisbetince hazlari da artan o keyifli eziyetlerden bir tanesi de sualdir zannimca. Ah keyfi zevk olarak yetinilesi görmeyen yanim. Nede müskil acilardan zevk alip bana tahammülünden aciz oldugum yükleri yükler durur.

Simdi bir sorum daha var ki cevabi bence malumdur, ama dogru cevapmidir bilemem. Biz bizim olani seven benler olmakligimizla, acaba benimdir deyip farazi temellükler ile gönül bagladigimiz o bizim olmayanlara deger vermekten ziyade, bizim olan dertleremi peretis ediyoruz. Ben bu suale evet derim. Hayir cevabi hürmetle karsilanacak bir mukabele olmakla birlikte beraberinde getirilecek her türlü delile ragmen cok zor kabul edecegim bir cevaptir.

Ask derdiyle icimi nara oturttugum günlerden birinde masukumun beni agah kilmak namina bir ithamidir, sen beni degil kendi icinde bana giydirdigin baska bir seyi seviyorsun sözü. Seni nasil seveyim a canim önümde kocaman bir ben dururken. Ama ben senin benine kendi benimden kiyasla meftunum. Sevdigin ben degilim diyebilirmisin ? Velev ki dedin, sen kimseyi sevebilirmisin ? Cevabi cok müsküldür. Iste bu ben e kiyasen hasil olan sevgi, nakd-i cana kadar gidebilecek bir satihtadir. Bu ben sevgisinde ne kadar fedakarsin ondan bahset. Benim degilsende kederin benimdir, benimsin zannetsemde. Ne olur sen kendini cok sev benim yerime demekten baska bir secenegim varmidir ?
Dedim ve musirrim bu sözlerimde...

Friday, October 13, 2006

ÖYLEYSE MASAL....

Zikredilmiştir. Olağanüstü olana ne kadar gabileştiğimiz aşikardır. Kendini yaptıkları tahtına tahdid eden bir yaratıktır insan. Eskilerin putları varmış, yapar tapar kulları olurlarmış. Bizim bilimsel kurallarımız var. Vehmedip esiri oluyoruz. Sağlaması yapılmamış da olsa bilimsel olarak tavsif edilmişse bir şey biz önünde gassalin elindeki meyyit misali oluyoruz. Motorumuzun yakıtı determinizm olmuş

Determinizm mevzusu açılmışken eklenebilecek şeyler tabi çok. Devamı.....

Tuesday, October 10, 2006

ALIŞKANIK BELASI....

İnsanın çevresindekilere olan ünsiyetinin gelişmesi, hadiselerin iç yüzüne olan vukufiyetinin derinleşmesi, yerine tekrar konması çok zor bazı refleksleri meleke olmaktan çıkartıyor. Hayret edebilme melekesi bunların başında gelir ve Korku, Tiksinti gibi hayatı koruyan reflekslerimizde bu cümledendir. Saatte 260 Km süratle gidebilen bir arabanın durması için gerekli freni ufacık bir tel parçasının tuttuğunu gördüğümde ne kadar irkildiğimi anlatamam. Şimdi aynı aracı sanki o irkilen ben değilmişim gibi fütursuzca istimal eden ben değilmiyim ? Bu şimdiye kadar işleyegelmiş düzene önünü arkasını hiç düşünmeden itimad edebilme körlüğü nedendir ? Şehirde sayıları hergün artan ve nasıl isimlendirildiğini bilmediğim o büyük vinçlerin ta tepesine dengeleyici olarak konmuş tonlarca ağırlıktaki beton bloklarda bende aynı irkilmeye yol açar. "Bu ne ukalalık ne haddini bilmezlik" diye düşündüğüm çoktur. "Bir şekilde düşmeyeceğinin ne garantisi var ? ". Mühendis olmak korkmaya bu kadar mani bir şeymidir ? Hendesenin kalıplarını çizenler bize ne tür garantiler verebilirler ki biz bu direksiz dağ parçalarının altında ıslık çalarak dolanıyoruz ? Kafesin arkasında yavrusunu emziriyor diye kedi muamelesi yaptığımız hayvanın bir aslan olduğu ne zaman dank edecek kafamıza ?

Hans Peter Dürr "Ufo" epidemisinin en yaygın olduğu 70 li yıllarda yazdığı bir makale ile 'Hayret' in yitiminin ne büyük eksik olduğu konusunda kafama hiç beklemediğim bir tuğla düşürmüştür. Makalesini şu cümle ile bitiriyor Dürr : "Ve eğer bir gün Spiegel dergisinde, yahut televizyonda bir uzaylı ile yaplan ve ' Bize bu röpörtaj imkanını verdiğiniz için çok teşekkür ederiz sayın uzaylı...' şeklinde biten bär röpörtaj görürsem o an büyü bozulur ". İşte o büyü bozuluyor...

Wednesday, September 20, 2006

Yek Cihet Hayal...

Yaşadığımız modernite çağının getirilerinin yanında götürü olarak bizlere zerkettiği seylerden bir tanesi de sağa ve sola dönük hayal gücümüzün neredeyse tamamen köreltilmesidir. İleriye dönük kısmı ise giderek artan bir pragmatizm ile tahrik edilmekte. Ki fikrî esneklik ve kayıtsızlık libasları taşıyan hayâlî, mukayyet hale getiren bir zihin prensibi, ne yazık biz de dahil olmak üzere, çoklarımızın muhayyilesinde hükümferma olmuş. Muhayyilemizin bu acıklı durumu eskilerin ses cihet dedikleri ön-arka, aşağı-yukarı, sağ-sol cihetlerinin aydınlatılması için kavşak ağzına konmuş bir lambaya benziyor. Her istikamet kapandıktan sonra ışık tümü ile açıkta kalan tek çıkışa yoğunlaşıp orayı aydınlatması gibi, hayalimizin gaye olarak kabul ettiği tek istikamet ne yazık ki gelecek haline gelmiş. İşin bu raddeye gelmesinde elbette birçok amil var, fakat ben Katolik Kilisesine ayrı bir makam veriyorum. Zira Avrupa en irrasyonel iyesi olan dinini Vatikan'a kurban olarak vermis, kilise tarafından önüne konmuş rasyonel din ile yetinmek zorunda kalmış. Hayal de rasyonalizm dahil hiçbir kayıt altına girmemesi gereken vahşi bir kısrak iken ne yazık ki rodeo atı haline gelmiş.